Kas 15
Hz. Habbâb demirci olup, kılıç yapardı. Peygamber Efendimiz(sav) onun dükkânına gider, onunla görüşürdü. Bu görüşmelerinin netîcesinde Hz. Habbâb Müslüman olmuş, ebedî saâdet yolunu tutmuştu.
Müşriklerden hiç çekinmedi
Hz. Habbâb koruyucusuz olmasına rağmen, Müslüman olduğunu açıklamaktan çekinmemişti. Kureyşli müşrikler onun İslâma girdiğini duyunca, ona işkence ve eziyet etmeye başladılar.
Çıplak vücuduna demir gömlek giydirip, en sıcak günde, Ramdâ’da, vücudunun yağı eritilircesine, güneş altında tutulduğu da olurdu.
Güneşten kızgın hâle gelmiş, ya da ateşle kızdırılmış olan taşa, çıplak sırtı bastırıldığı hâlde, söyletmek istedikleri küfrü gerektiren sözleri, ona söyletemezlerdi! O büyük bir îmânla;
devamı »
Kas 13
Hazreti Ömer radıyallahu anh şöyle anlatıyor:
Bedir gününde Allah’ın Resulü müşriklere baktı. Onlar bin, Peygamber Aleyhisselâmın sahabîleri ise üç yüz on dokuz kişiden ibaretti.
Bunun üzerine Peygamber Aleyhisselâm, kıbleye döndü ve ellerini kaldırıp şöyle dua etmeye başladı:
— Ey Allah’ım, bana olan vaadini yerine getir; ey Allah’ım, bana vaad ettiğini ver; ey Allah’ım, müslüman halkından bu küçük topluluk helak olursa, yeryüzünde sana ibadet edecek kimse kalmaz!
devamı »
Kas 11
Peygamber Efendimiz (sav), doğmadan önce babasını, altı yaşında da annesini kaybetmişti. Hem yetim, hem de öksüz olarak büyüdü. Fakat birçok kadın, bir anne şefkatiyle o yüce Peygamberi bağrına bastı. Ona annesizlik acısını hissettirmemek için ellerinden gelen gayreti gösterdiler.
Ailenin yardımcısıydı
İşte bu kadınlardan birisi de Ümm-i Eymen’di. Peygamberimizin ehl-i beytten saydığı ve “Annemden sonra annem” diyerek iltifat ettiği bu büyük İslâm kadınının asıl ismi, Bereke binti Salebe idi. Uzun yıllardan beri Abdülmuttaliboğullarının hizmetlerini görüyordu. Peygamber efendimizin babası Abdullah’ın vefatından sonra da, aynı evde kaldı. Artık, hem Peygamberimizin annesi Amine’nin, hem de Peygamberimizin yardımcısıydı.
devamı »
Kas 10
Bir cemal sahibi daima hüsn ve cemalini görmek ve göstermek ister. Bu ise ahiretin vücudunu ister. Çünkü daimi bir cemal, zail ve muvakkat bir müştaka razı olmaz. Onun da devamını ister. Bu da ahireti ister. Bediüzzaman.

devamı »
Kas 08
Merhum Cem Karaca’nın bestelediği ve kendisinin seslendirdiği bir ilahi.
devamı »
Kas 08
O gün sabah namazımıza âdetimizin dışında, oğlumuzun seslenişiyle uyanmıştık.
—Anne kalkın, sabah oldu! Diyerek bir yandan da gözlerini oğuşturuyordu.
—Yavrum, dedim. Sen niçin uyandın?
—Her sabah ilk senin sesini duyardım anne, ama bu sabah müezzin amca uyandırdı beni.
Tebessüm ettim ve içimden:
—Artık oğlumun gurbet vakti bitiyor, dedim.
—Aferin Cüneyt, artık bu güzel seslenişi duyma vaktin geldi demek.
—Anne, dedi. Müezzin amca niye bu kadar erken uyandırıyor? Daha güneş doğmamış, arabalar da geçmiyor!
devamı »
Kas 06
Bize, bizden daha düşkün olan Peygamber (Aleyhisselâtü vesselam) Hazretlerinin ümmetine karşı olan şefkatinin ne derece fazla olduğunu herkes bilir. Dünyayı teşriflerinde, “Ümmetim! Ümmetim!” dediğine vâlidesi ve yanında bulunan hanımlar şâhid olmuşlardır. Ahirette herkes cehennemi görmekten gelen bir korkuyla “Nefsim! Nefsim!” derken o “Ümmetim! Ümmetim!” diyeceğini bize bildirmektedir. Rabbi’nin cemâliyle perdesiz müşerref olduğu Mirâç’ta da ümmetinin saadetini istemiştir.
Kemâlâta erişen zâtlar, salât ü selâmı çok okumakla hakikete erişilebileceğini söylemişlerdir. Salât ü selâmın dünyada çok bereketlerini gördüklerini, güzel neticeler aldıklarını ifâde etmişlerdir. Hatta bir kısmı talebelerine, salât ü selâm okumalarını vasiyet etmiştir.
devamı »
Son Yorumlar